Acıyı azaltacak mucize formül
Bu sabah Tibet'e acıyı azaltacak bi formülüm olduğunu söyledim. 4 yaş aşılarını olmak için sabah okuldan önce sağlık ocağına uğrayacaktık. 4 yaşında olmanın bedeli bu. O da aylar önce öğrenip çok üzülmüştü. Daha dün 4 yaşına girdin, ertesi sabah gidip aşı olman bekleniyor.
Aşıya o sabah gideceğimizi, uyanıp yanıma geldiğinde söyledim. 2 saatimiz vardı, konuşabilirdik. Gitmek istemiyorum dedi ama üstelemedi. Nilüfer ebe'den bahsettim. Bebekliğinden beri Tibet'in aşılarını yaptığından. 2 saat kahvaltı, keyif, hazırlıkla geçti. Evden çıkarken aklına geldi, ağlamaya başladı.
Tabii ki istemiyorsun. Ama bana güven, sandığın kadar korkunç değil. Hem ben acıyı azaltmanın bi yolunu biliyorum. Acıya bakmak. Ne kadarı korku, ne kadarı gerçekten acı..
Böyle demedim tabi. Derin bir nefes alıp sevdiğin bir şeyi düşün dedim. Pastanı düşün mesela. (çok aptalca olduğunu şimdi fark ediyorum) Tibet almadı bu tavsiyemi, azıcık bile ikna olmadı. " İğne yapmasın nilüfer doktor" diye ağlıyor. nilüferle bir tanış önce, boyunu da ölçer istersen dedim. Nilüfer senin büyümeni takip ediyor.
Hala biraz kaygılı ama daha sakin biniyor arabaya. Sokağı dönüp durunca hayal kırıklığına uğruyor. Hazır değil hala. Acıya hazır olmak zordur zaten. 4 yaşında böyle bir performans beklemiyorum senden. Seni anlıyorum, bana güvenirsen daha çabuk geçecek.
Sağlık ocağına girerken "nilüfer doktorla konuş anne, istemediğimi söyle" diyor. Ben aşının yapılmama ihtimalini tartışmıyorum artık. Nilüfer ebe'nin tatlı bir insan olmasına güveniyorum. Sağlık ocağı bir apartmanın giriş katı, birkaç küçük odası olan ufak ve karanlık bir yer. Bekleyen üç beş kişi var. Biz nilüfer ebe'nin olabileceği odalara doğru yürürken, nilüfer ebe arkamızdan sesleniyor. Yeni gelmiş. Tibet sürekli konuşarak ağlıyor. "İstemiyorum anne, konuş onunla, gidelim anne." Yine de yanımda geliyor iğne odasına. Nilüfer ebe "ne kadar büyümüşsün, ama saçların hiç değişmemiş" diyor. Bu bağ rahatlatıcı. Bu kadın seni bebekliğinden beri tanıyor, senin hatırlamadığın aşılarını yaptı. Onlarda hiç ağlamadın üstelik. Acıdan korkmanın verdiği acı bu.
Nilüfer ebe aşıları hazırlamaya başlıyor. Tibet montunu çıkarmayı kesinlikle reddediyor. Onu hırpalamak istemiyorum. Zamana ihtiyacı var.
Bu kısmı düşünürken ayağa kalkıp yürüdüm evin içinde. Kahve suyu koydum. Tibet'e "başkasından yardım almak istemiyorum, lütfen izin ver üzerini çıkarayım" deyişime ve o sırada yaşadıklarımıza takıldım.
İçerisi çok sıcak. Ben montumu çıkarıyorum. Tibet ofis koltuğunun altından bir yere tutunmuş, yerlerde sürünüyor. Üzerinde internetten falan değil, özel olarak hafta sonu mağazadan gidip aldığımız, çok istediği kot pantolon. Okulda giymesine tamam dedim. Böyle şeylerde hala bazen sözüm geçiyor. "Tibet kalk yerden, mahvettin üstünü" diyorum. "Gel bi sarılalım." Sarılıyoruz. "Çok sıcak ve çok terledin, montunu çıkaralım, rahatla" diyorum. Nilüfer ebe "yüzünü yıkamak iyi gelir, çok sıcakladın, ateşin çıkmasın" diyor. Ellerini yıkıyoruz, Tibet rahatlıyor biraz. Ağlamak iyi geldi diye konuşuyoruz. Biraz bekleyelim anne diyor kurulanırken. Zamana ihtiyacı var ama çok da vaktimiz yok. Bekleyen hastalar var. Aşılar hazır. Odaya genç bi adam geliyor. Yardımcı olmak istiyor. Sonra görevli bir kadın daha. Yaklaşmaya, rahatlatmaya çalışıyorlar, Tibet'e iyi gelmiyor. Bu insanların iyi niyetlerine sınır çekmem gerekiyor.
Tibet'in ağlaması yine yükseliyor. Artık üzerindeki uzun kollu üstü çıkarması gerekiyor. Direniş yine alevleniyor. Ayağa kalkıyorum ve yapmamam gereken bir şey yapıyorum. 2 aydır geçmeyen bel ağrıma rağmen Tibeti kucağıma alıyorum. "Kucağımda olacaksın, hemen bitecek" diyorum kulağına. Sedyeye oturtuyorum, daha iyi ama hala kendini bırakmadı. Üzerini çıkarmama yardım etmiyor. Tibet diyorum, "insanlardan yardım almak istemiyorum. Lütfen izin ver üzerini çıkarayım." Tibet izin veriyor. "Aşımı sen yap" diyor. Madem acıyacak sen acıt. Tamam diyorum, sarıl bana. Nilüfer ebe iğneyi bana veriyor. Sandalyede oturuyorum, Tibet kucağımda. Göm kafanı diyorum, hemen bitecek. İğneyi nilüfere veriyorum, çok hızlı batırıp çıkarıyor. İlk aşı bitti. Tibetin gözleri parlıyor. Gülmeye başlıyor. Bitti mi? Bu muydu? :)
Bak hemen bitti, bu kadardı işte diyorum. Nilüfer ebe hemen diğer kolunu da getir diyor. O 7, bi tane daha mı var! Tibet yine çıldırıyor. Bu iğne daha büyük üstelik. Bununla olmaz diğeriyle yapsın diye bağırıyor. Yine kucaklaşıyoruz. Bitecek ve gidicez. Tibet yine kucağımda, bu sefer daha çok kıpırdıyor ama artık biraz daha sıkı tutuyorum. Nilüfer ebe ikinci aşıyı da hızla yapıyor. Ve bitti. Bitti. Vücudunda minicik bi sızı oldu. Bitti. Korku bitti. Artık biliyorsun. Aşı olmak korktuğun kadar acıtmıyor.
Sakince ve gururla giyindi. Arabaya yürürken, az önce sağlık ocağını inleten çocuk değildi artık :)
Okula gittik, kapıda Seda ve iki sınıf arkadaşı vardı. Seda Tibet'i görünce "aa" dedi, "o kot pantolon :)" Tibet bana baybay demeden içeri girip yaşadığı büyük macerayı anlatmaya başladı. Kapı kapanırken en son "hiç acımadı" dediğini duydum.
Yorumlar
Yorum Gönder