Hayat Bilgisi



Deneyimle pekişmeden öğrenilmesi imkansız kavramlar birikip hepimizde bir hayat bilgisi oluşturuyor.
Bu kavramlar benim için, içlerinde ne olduğunu şanslı bi azınlığın bildiği, benimle hiç paylaşılmayacak ve belki, eğer çok uğraşırsam, aralarından birkaç tanesinin kapağını kaldırmaya vakıf olabileceğim irili ufaklı hazine sandıkları gibiydi. Hayatın nasıl yaşanacağına dair çok gizli bilgiler. Artık hayatı çarçur etmeden yaşamanın herkes için geçerli tek bir yolu olmadığını biliyorum. O sandıklardan çıkardığım hazinelerden biri bu. 

Yine de sık sık kaybolan, tanıdık gelen sokaklara çok da emin olmadan saparak yolunu bulmaya çalışan biriyim. Çantama yapışmışım, omuzlarımı boynuma çekmemeye çalışsam da gerginliğe karşı koyamıyorum. Korkmuş ve kaybolmuş görünürsem başıma daha büyük dertler alabilirim. Tanıdık sokaklar, patikalar arıyorum. 

O zaman hayatın bi yol oluşundan başlayalım. Pek çok zaman karşımıza çıkmış bir metafordur. Hayat yoludur. Karşımıza çok çıkmıştır çünkü lineer aklımız için ne kadar da tam isabettir. Hayat, hepsinin sonunda aynı yere varacağı bir sürü yoldur. Hepimiz doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız. Ölümün son olup olmadığı, ölümden sonra bizden geriye neyin kalacağı inanç meselesi. Kesin ve doğru olansa, ölmeyen bir insana henüz rastlanmadığı. 

Hayat bir yoldur. Hayat yoludur. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı zamanlarda başlar. Yol boyu hepimizi sınırlayan kurallara tabiyizdir. Bedenlerimizin ve zihnimizin dışına taşamayız mesela. Hepimiz gelişimini tamamlayamamış muhtaç bebekler olarak dünyaya geliriz. Bedenlerimizin, geçirmeleri gereken kilit aşamaları vardır ve bunlar olurken zihinlerimiz de değişir. Yürümeyi öğreniriz, konuşmayı öğreniriz. Boyumuz uzar, kemiklerimiz acır. Ergenliğe gireriz. Bedenimize yakınlaşır, yabancılaşırız. Zihnimiz tuhaf sorularla, kalbimiz tuhaf acılarla doluverir. Yetişkin olmamız gerekir, içinden ne çıkacağını bilmediğimiz bir başka sandık. Zamanın ileri doğru akıp giden bir şey olduğunu hissettirir bedenlerimiz. Kadınsak menopoza gireriz. Eski fotoğraflara bakmak bambaşka bi deneyim oluverir. Zamanımız varsa, yaşlanmak kaçınılmazdır. Başlangıç çizgisinden epey uzakta ya da belki de dönüp dolaşıp yine aynı noktada biter yolumuz. 

Başlangıç ve bitiş çizgileri var, kuralları belli diye bu yolun bir yarış pisti olduğu yanılgısına düşebiliriz kolayca. Bu bir yarış olsaydı, varacağımız noktada bizi büyük bir ödül beklerdi ve hızla oraya ulaşmaya çalışırdık. Yarışımızın eşit ya da adil olduğundan emin olacak bir hakeme de ihtiyacımız olurdu. Eşit ya da adil olmayan bir düzende yaşamanın tek iyi tarafı, kimseyle yarışmak zorunda olmayışımız. Teknik olarak bunun tam tersi geçerli gibi görünüyor, farkındayım. İşin teknik kısmını sosyal ve beşeri bilimlere bırakalım. Konumuz hayat ve onun bir yol oluşuysa, sandıklardan çıkardığım hazinelerden biri de bu; Hayat bir yarış değil.

"İnsanın kendine hedef olarak belirleyeceği çok daha muazzam, çok daha kalıcı şeyler varken, bu kadar küçük ve geçici bir şeyden zevk almak ona abes geliyordu. Görkem ve yoğunluk istiyordu. Kendini bir çiçeğe mahkum etmek tehlikeli bir teslimiyetin simgesiydi. Şimdi asıl meseleyi anlamaya başlıyor. Çiçek sevgisi alçakgönüllülüğün ve hüsranla uzlaşmanın bir sonucu. Bir gülün gövdesine veya bir yaban sümbülünün taç yapraklarına hayran olmaya başlamamız için, bir şeylerin sürekli ters gitmesi gerekir. Büyük hayallerden bir şekilde hep taviz verildiğini fark ettik mi, büyük bir minnettarlıkla bu huzurlu mükemmellik ve zevk adacıklarına yönelebiliriz."


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

36

Acıyı azaltacak mucize formül

İstanbul'da bir cumartesi sabahı